Konu: DEM Parti Yönetimine Açık Beyan: Seçim Pazarlıkları ve Öcalan’ın Geleceği
İlgili Makama / DEM Parti Yönetimine,
Bu e-postayı, yıllardır izlediğiniz siyasi stratejiye dair açık bir eleştiri ve çağrı beyanı olarak tarafınıza iletiyorum.
Bugüne kadar her seçim döneminde aynı ikilemin içinde kaldınız: Bir yanda bitmek bilmeyen seçim barajı pazarlıkları, diğer yanda ise lideriniz olarak gördüğünüz Abdullah Öcalan’ın durumu. Geriye dönüp baktığınızda, bu kısır döngü içinde ne seçim barajı konusunda kalıcı ve anlamlı bir sonuç elde edebildiniz ne de liderinizin geleceğine dair gerçekçi bir çözüm üretebildiniz. Artık bu siyasi kısır döngüden çıkıp, somut gerçeklerle yüzleşmeniz gerektiğine inanıyorum.
Eğer Abdullah Öcalan’ı gerçekten önemsiyor ve ona bağlı olduğunuzu iddia ediyorsanız, Türkiye’deki fiili durumu rasyonel biçimde değerlendirmek zorundasınız. Hepiniz çok iyi biliyorsunuz ki, Öcalan’ın İmralı’dan çıkması halinde Türkiye sınırları içerisinde güvenli ve özgür bir yaşam sürdürmesi neredeyse imkansızdır; nereye giderse gitsin hayatı sürekli ve ciddi bir tehlike altında olacaktır. Bu nedenle, onu Türkiye’de tutma ya da Türkiye içinde serbestçe dolaşabileceği bir senaryo üzerine siyaset kurmanın gerçekçi hiçbir tarafı kalmamıştır.
Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri gibi bir ülkede, olası bir “tanık koruma programı” benzeri uluslararası nitelikte bir düzenleme kapsamında, en azından daha güvenli, görece daha özgür ve daha konforlu bir yaşam sürme ihtimali teorik olarak vardır. Elbette böyle bir adımın, sadece sizin istemenizle değil, devletler arası karmaşık hukuki prosedürler ve ilgili resmi makamların iradesiyle mümkün olabileceği açıktır; ancak siyasi iradenizi ve söyleminizi, Türkiye içinde gerçekleşmesi imkansız senaryolar yerine, bu tür uluslararası seçenekleri açıkça tartışmaya yönlendirmeniz gerektiğini düşünüyorum.
Seçim barajı bugün düşmüş olabilir; fakat siz bu baraj düşmeden önce de vardınız ve siyaseten hayattaydınız. Yani varlığınız ve kimliğiniz, yalnızca seçim barajının yüksek ya da düşük olmasına bağlı değildir. Buna rağmen, hâlâ enerjinizi ağırlıklı olarak seçim barajı pazarlıklarına ve benzeri taktik gündemlere harcamanız, liderinize duyduğunuzu söylediğiniz bağlılıkla çelişmektedir. Eğer gerçekten lidere sadakatten söz ediyorsanız, bu sadakati seçim barajı tartışmalarında değil, onun hayatını ve güvenliğini önceleyen somut uluslararası seçenekler etrafında göstermelisiniz.
Siyasetinizi, Türkiye içinde fiilen gerçekleşmesi imkansız senaryolar ve bitmeyen seçim pazarlıkları üzerine kurmayı bırakın. Liderinize gerçekten değer veriyorsanız, onun yaşamını güvence altına alma ihtimali daha yüksek olan, uluslararası hukuka dayalı gerçekçi yolları tartışmayı ve savunmayı merkeze almanız gerektiğine inanıyorum.
Bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla,
Fehim Calgav
***55636072914
Subject: Public Declaration to the DEM Party Leadership: Election Bargaining and the Future of Abdullah Öcalan
To the Relevant Authority / DEM Party Leadership,
I am sending this email to you as an open statement of criticism and a call regarding the political strategy you have pursued for many years.
In every election period so far, you have remained trapped in the same dilemma: On one side, never‑ending bargaining over the electoral threshold; on the other side, the situation of Abdullah Öcalan, whom you regard as your leader. Looking back, within this vicious circle you have neither achieved a lasting and meaningful result regarding the electoral threshold, nor produced a realistic solution concerning the future of your leader. I believe that the time has come to break out of this political deadlock and face the concrete realities.
If you truly care about Abdullah Öcalan and claim to be loyal to him, you must assess the factual situation in Turkey in a rational way. You all know very well that, if Öcalan were to leave İmralı, it would be almost impossible for him to live a safe and free life anywhere within Turkey’s borders; wherever he might go, his life would be under constant and serious threat.[1][2] For this reason, building your politics on the idea of keeping him in Turkey or imagining a scenario in which he can move freely within the country is no longer realistic in any sense.
By contrast, in a country such as the United States of America, under a potential international‑level arrangement similar to a “witness protection program”, there is at least a theoretical possibility for him to live a safer, relatively freer, and more comfortable life.[3][4] Of course, it is clear that such a step could not be realized merely because you wish it so; it would only be possible through complex inter‑state legal procedures and the will of the relevant official authorities. However, I believe that instead of focusing on scenarios that are impossible to realize within Turkey, you should direct your political will and discourse towards openly debating such international options.
The electoral threshold may have been lowered today, but you existed and were politically active even before this threshold was reduced.[5][6][7] In other words, your existence and identity do not depend solely on whether the electoral threshold is high or low. Nevertheless, you continue to devote most of your energy to bargaining over the electoral threshold and similar tactical agendas, which is inconsistent with the loyalty you claim to feel towards your leader. If you truly speak of loyalty to your leader, you should demonstrate this loyalty not in debates over the electoral threshold, but around concrete international options that prioritize his life and safety.
You should stop building your politics on scenarios that are de facto impossible within Turkey and on endless election‑related bargaining. If you genuinely value your leader, I believe you must place at the center of your agenda the discussion and advocacy of realistic paths grounded in international law, which offer a higher chance of securing his life.
I submit this for your consideration.
Yours faithfully,
Fehim Calgav
***55636072914
Bu İngilizce metnin daha kısa ve daha sert bir “özet” versiyonunu da ister misin, yoksa bu uzun hâliyle göndermeyi mi düşünüyorsun?
Bir yanıt yazın